Avrupa Birliği ve Türkiye

Yirmi sekiz devleti bünyesinde barındıran Avrupa Birliği’ne ısrarla girmeye çalışan Müslüman Türkiye, tam bir paranoya hali arz etmektedir. 1951 yılında dünya savaşlarının bitiminde kurulan birlik; Belçika, Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda’yla başlangıçta ekonomik işbirliği gayesiyle kuruldu. 2013 yılında Hırvatistan’ı da içine alarak bugünkü formuna kavuştu.

Birlik ülkesi üyelere bakıldığında coğrafî olarak tamamının Avrupa kıtasında olduğu görülür. Yüzölçümünün 1/20’sine dahi tekabül etmeyen Trakya’yla Avrupalı olduğunu iddia etmeye çalışan Türkiye’nin bu durumu deve kuşunun haline benzer. Uç dense deve, koş dense kuş olduğunu vehmeden, ne kuşa ne deveye yaranamayan deve kuşu, korkup paniklediğinde başını kuma sokmaktan öteye bir şey yapamamaktadır. Avrupa’dan yüz bulamayınca Moskova ve Pekin’e yanaşmaya çalışan, bu yanaşmayla Avrupalıları tehdit ettiğini zanneden Türkiye, başını kumdan çıkarmadığı sürece ait olduğu yeri tespit edemez. Ne Lüksemburg ne Moskova ne Pekin ne Washington, Türkiye’yi ciddi bir muhatap olarak telakki etmez. Çünkü aidiyetini bilmeyen, aidiyetsiz fert ve toplumların hakikat ve hayatlarının olmayacağının bilincindedirler.

Türkiye, coğrafî aiddiyetle birlikte din, kültür ve tarihle Asyalıdır. “Muasır medeniyet” masalıyla Kıyamet Kilisesi’nin çatısının altına girmek istese de, Hristiyan dünyası Türk toplumunu kendinden saymaz. Şu Ayet-i Kerime, iman eden hiçbir Müslümanın da Avrupa Birliğine girmeyi kabul etmeyeceğini haber veriyor: “Sen, dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da senden asla hoşnut olmazlar.”[1]   Demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi söylemlerle kurguladıkları yaşam tarzını, dışındakilere ihraç etmeye çalışan Bâtıl Batı, hakikatte, o söylemlerle hiçbir zaman tanışmadıklarının bilincindedirler. Kendisinde olmayan bir şeyin başkalarında da olmadığını vehmedenler, başkalarını bu mahrumiyetle(!) suçlamakta, onları demokratik haklardan yoksun, özgürlüğü kısıtlanmış ve insan haklarına muhtaç görmektedir. Bu mazeretle, o coğrafyalara demokrasi götürmek için oraları işgal etmekte, bütün değerlerini talan edip yerle yeksan etmektedir. Afganistan, Libya, Suriye, Lübnan, Irak ve daha nice İslam beldelerinin gençlerini Bâtıl Batı’nın modern varoşlarında görmek sıradanlaştı. Asya’nın, Afrika’nın kara yağız delikanlıları, Bâtıl Batı’nın doyumsuz sarışınlarına özgürce demokratik haklarını kullanarak sınırsız hizmet vermektedir. Demokrasi, insan hakları ve özgürlük masalının, Emperyal Haçlı masallarındaki anlamı din, tarih, kültür, ahlâk, bilgi ve belde işgalidir. Bu anlamı okuyamayanlar ihanet girdabında başı dönmüş sersemdir. Bu sersemler canlı bomba, tetikçi, ajan ve provokatörlükten başka bir yerde kullanılmazlar. Bunlardan, İslam beldelerinde bolca vardır.

[1] Bakara Sûresi 120.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir